İyi bayramlar Adasarhanlı.
Köyümüzün ilk ilkokulunun elimizdeki en eski ve tek fotoğrafı. Son fotoğrafı Cemile Aksoy (Erkan) öğretmende olmalı/olabilir.
Tahmin ettiğim gibi eğer kendisinde varsa Cemile Aksoy ya da onun öğrencileri olanlardan biri bu paylaşımı görürse yorumlara eklesin. İlk ve son kare olsun.
Halil Şen Cemile Aksoy ‘un babasının halasının eşidir. Aynı sokakta oturuyorladı bir zamanlar. Aynı okulun kurucu ve kapatan nesilleri oldular. Şans işte. Acaba daha neler görürüz yaşadığımız sürece.
Hadi size köyümüzün ilk dönemleri ile ilgili bir iki anı/bilgi daha paylaşayım.

Bugün bir kaç yıldan beri üzerinde yazlık düğün salonu bulunan mutlu evliliklerin ilk gününün yaşandığı o mekan var ya öncesinin sağlık ocağı olduğunu pek çoğumuz biliriz. Ondan önce başta Özgül Duranlar Bahçe öğretmen olmak üzere Müsebbiye öğretmenin Selma hoca hanımın dönemlerinde köyümüz gençleriniz akşam üzerleri iddiasına kıran kırana voleybol maçları yaptığı köy meydanının bir parçası olan ve zilliyeti köy muhtarlığına ait alan var ya köy bugünkü yerine taşınırken Danabaşlara ( Hilmi Gündoğan –Molla Dede- ve oğullarına) aitmiş. Hemen yan tarafındaki Mehmet Ali Gülen’in evi de Hilmi dedenin damadı Mehmet Ali Gülen ile kızı Ürkiye ablanın eviymiş. Nereden nereye? Maalesef o arsa çok köy ortası, çok ayak altı diye Danabaşların hoşuna gitmemiş ve bir kaç yıl yaşadıktan sonra şimdiki terlere İbrahim ve Yunus kardeşler hanelerini kurmuşlar. Hilmi dede oğlu İbrahim’in yanında kalmıştır.
Karamanlı Halil’in ilk hanesi de Yaya İbrahim’in evinin olduğu arsaydı. 1960’ların ikinci yarısında yeni yerlerine ev kurup taşındılar. O arsanın da dağıtımda Hasip Enginlere düştüğü yalnız onlar da çok ortalık yerde diye beğenmedikleri ve hali hazırdaki yerlerini mekan edindiklerini öğrendim.
Bunlar öğrendiklerim. Bilmediğim ve hikayesi olan o kadar çok hane vardır ki o süreçte.
Ya bu köyün evlerinin eski köyden buraya taşınması sürecinde onca kefeke, kerpiç nasıl temin edildi sorusu düştü aklıma. Onda da öykü çok.
Ya hane halkı kendileri kerpiç kesip evlerinin duvarlarında kullanmışlar ya da bazıları iki oda evinin bir odasını yıkıp yeni köyümüzdeki arsasına inşa etmiş. O inşa ettiği odaya eşyasını ve çoluk çocuğunu yerleştirmiş sonra da ikinci odayı gidip yıkıp birincinin yanına tekrar ilave etmiş.
Su bile yok. Köyde henüz hiçbir kuyu kazılmamış. Nerede artezyen, kuyu, dinamo, pompa, bidon vs. Ancak öküz arabaları ile küplerle su taşınıyor ve inşaatlarda kullanılıyor. Zorluğun bini bir para. Belki onlarca film yapılmıştır Mısır Piramitleri için. Aslında köyümüzün yenilenmesi süreci de bir roman ve film senaryosu olacak kadar maceralı olmuş.
Hayat da sürüyor bir taraftan doğumlar, ölümler evlilikler. Tam filmlere konu olacak bir taşınma süreci.
Mehmet Mesut Taşkın’ın babaları Hasan Taşkın agamızın eşi Lütfiye hanım – Dalkıranlardan- demiş bu ayrılık buraya kadar fazlası yeter deyip Hasan agama kaçmış. Kaçmış kaçmasına da ot yok ocak yok, evin inşaatı hala yarım. Kervan yolda düzülmüş. Evlilik gerçekleşmiş.
Olmuşken tam olsun. Aliye ablanın evlilik hikayesini ve evliliğin nasıl ev kökünden geldiğini de anlatalım.
Ali Kılıçer agam Dağlı Kadirlerin kızı olan Aliye ablaya yanıklı. Lakin onda da ev yok ocak yok.
- Sekiz yaşımdaydım kızanım. Yıktı devlet evlerimizi, babamız yok, Allah Rahmet
eyleye terk-i dünya eyledi. Kaldık anamın elinde, eteğinde taze piliçler gibi. Okulda öğrenciydim o zamanlar. Öğretmen dedi ki;
– Haydi evlatlar, gidip yeni köyümüzü görelim. Evlerimize bakalım, yeni okulumuza bakalım. Bize yol mu dayanır. Bir solukta koşup vardık yeni köyümüze. Herkes evlerine dağıldı. Ev dediğin de çoğu dört duvar, kaba inşaat. Nerede buldun kapıyı camı. Bir de ne gidip göreyim ki evimiz .ok içinde, hayvan ahırı olmuş. Kerimağa Hüseyin koyunlarını kapamış bizim eve. Attım elimi belime:
-Utanmıyor musun koskoca adam evimize hayvan kapamaya, nasıl temizleyeceğiz biz onu? Sen ne biçim adamsın? Daha ağzıma ne geldiyse, ama kime ne diyorsun ki. Kerimağa o zamanlar koca adam, ne dinler beni.
– Temizledik kızanım. Yerleştik evimize. Ama eski köyden yeni köye gelene kadar çok da zahmet çektik. Devlet evlerimizi yıktırdı bizim gibi yoksullar işi savsakladıkça. Nerede para? Nerede usta? Sonuçta birkaç ev değil ki koskaca köy göçüyor. Herkes evinin bir an önce yapılmasını istiyor. Durumu azıcık iyi olanlar ustalara üç beş kuruş fazla verip yaptırtıyor evini. Küplülülerin çoğu beline keseri takıp geliyor ustayım diye, yalan yanlış, yamuk yumuk da olsa yapılıyor evler. Bazı komşular gibi bizim evi de devlet yıktı. Kaldık üç beş parça eşya ile ahırımızın bir köşesinde eski köyde. Neydi o çile be kızan? Siz şimdi ne görüyorsunuz ki? Ahhh ah, Allah kimselere öyle sıkıntılar yaşatmasın!
Gelelim evlilik meselesine. Adam beni istiyor tamam ama evi yok. Karamanlı Halil de arkadaşı. Dünürlük yapıyor bize. Anam dedi ki bir oda evi olsa vereyim. Hadi verdim, nerede yaşayacaklar? Benim evim bana zor yetiyor.
Halil aga da anama demiş bir oda ev de olsa yeterli görecek misin? Verecek misin o zaman Aliye’yi demiş. Annem de
- Demiş bulunmuş. Bunlar doğru ormana. Ormandan araba dolusu ağaç
çubuğudur, dalıdır kesip önce iskelet ardından çubuklardan örme bir ev-oda yapıverdiler birkaç güne. Dikildi Karamanlı anamın karşısına.
- Evse ev. Biz sözümüzü tuttuk. Ev hazır, Ver artık Aliye’yi deyince anamın da artık
çaresi kalmadı. Vermese beni kaçıracaklar, takmışlar kafaya.
Bir sinek bir kartalı
Salladı vurdu yere
Yalan değil gerçektir
Ben de gördüm tozunu
Yunus Emre’nin dediği gibi ben de Aliye ablanın sözünü ettiği bu çubuk evin son demlerine şahitlik ettim. Bizde yalan yok, hilaf yok. Şahitler Osman ve Necmettin Kılıçer kardeşler orada.
Evi Osman Kılıçer’in beyanına göre 65 yıl kadar önce yapmışlar. Yol boyunda olup halen Necmettin’in kullandığı evdir. İçte kalan evi Osman aga sonradan kendine yapmış. Babalarının yaptığı sözünü ettiğimiz ilk ev bir süre ahır olarak kullanılmış, sonra da miadı dolduğu için yıkılmıştır.
Daha da fenasını anlatayım. Bir zamanlar ya bir dergide okudum ya da bir internet sitesinde karşılaştım Traklarda yaşam alanları, ev, bark konusunda araştırma yapılmış ve “saya”nın en yaygın kullanılan ev şekli olduğu bilgisi orta çıkmış.
Saya, bugün Mustafa Varol’un evinin olduğu arsa üzerinde akrabaları, yakınları olduğunu bildiğim Arif Aganın evi vardı. Davut Özdemir çocukluk, okul arkadaşım ve eski komşum olduğu için olsa gerek onların bahçeye kadar oyun oynamaya erip yettiğim bir gün merak bu dayanamadım Arif aganın sayanın emanet duran kapısından içeri başımı uzatıp baktım. İçeride o loş ışık altında parlayan iki göz gördüm. Galime (Halime) ninecik yere çökmüş -belki bir yemek hazırlığındaydı – bir işle meşguldü kısacası. İçeride konfor olarak ben herhangi bir şey görmedim. Benden sonra olduysa bilemem. Yer yatağı, birkaç kap kacak ancak olan bu evde hayat sürmüşlerdir.
Fatma Ateş’ten aldığım bilgiye göre Galime nine eşi Arif Agadan önce vefat etmiş ve cenazesi o sayadan çıkmış. Halim Varol dayısı olan Arif aganın hayatının son demlerinde kendi bakım ve himayesine almıştır. Onu tuğladan yaptıkları binada oturtmuştur. Hepsinden Allah razı olsun. Mekanları cennet olsun.
Sayalar, üçgen planda uzun bir piramit düşünün. Ağaçtan direkler yere sabitlenip tepeden birleştirilir. Yan destek ve bağlantılar direklere çakıldıktan sonra başta saz, kamış ve kaba otlarla örtülmesi ile meydana getirilen bir yapıdır. İçeriyi ısıtmak için yapılacak ocak taş bacadır ki yapının yanması önlenebilsin. Pencere zor ama belki. Kapı da artık ısı, ışık, yağış ve rüzgar durumuna ve kullanış amacına göre açık bırakılan bölümdür. Geç dönemde bunlar başta samanlık, ahır vb amaçlarla kullanılmıştır.
Bütün bu anlattıklarımın özeti bugünkü halimizi beğenmeyip eskiden çok iyiydi diyenlere bir soru, bir beyin jimnastiğiydi. 21.03.2026



