EDİRNE ADASARHANLI KÖYÜ

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Anılar
  4. »
  5. ERGENE ÜZERİNE

ERGENE ÜZERİNE

Enver Erkan Enver Erkan -
156 0

01.02.2021

ERGENE ÜZERİNE

Ergene üzerine yazılmış o kadar çok yazı, yapılmış o kadar çok proje vardır ki benimki de deryada bir katre olsun niyetine yazıyorum.

Aslında Ergene’ye yazmak, Ergene için yazmak benim boyun borcum. Ergenenin benden ve bizden çok alacağı var. Ben kendi borcumu bir yazı yazarak bir taksit, belki ilk taksit olarak ödemeye niyetlendim.

Yarıyıl tatili sebebiyle Coronaya yakalanma sıkıntısı içinde de olsa köyüme, aileme olan hasretim üstün geldi korunma tedbirlerini göz ardı etmeden gittim. Ağustos ayından beri hem özlemiştim hem de haliyle kırda, bayırda olan biteni özellikle Ergene ve Meriç taşkınlarını bir aya yakın süredir fotoğraf ve videolardan izliyordum. Madem köydeydim gidip gözümle göreyim bu su bolluğunu dedim.

Keşan’da yaşayan komşum Murat kardeş de tatilden istifadeyle anne babasını dolaşmaya gelmişti köye. Oğulları Tamer ve Samet’i yanımıza alarak Ergene boyuna doğru gittik. Çocuklar da daha önce gördükleri halde su taşkınının detayını merak ediyorlardı. Anlattım dilim döndüğünce Ergene’yi onlara.

  • Enver amca, bu su nasıl bu kadar çok oldu, yazın böyle değil. Yazın böyle olsa çok

kötü olur değil mi? dedi Tamer.

  • Tamerciğim önce neden bu kadar çok su olduğunu anlatayım size.
  • Ergene bizim köyümüzde Meriç’le birleşir, biz bu duruma –kavuşmak- deriz, ağbi kardeş bir süre Meriç yatağında yol aldıktan sonra Enez’de Ege denizinin senin gözlerin gibi mavi sularına karışır giderler. Ancak her ikisine de aşırı miktarda yağış suyu karışınca işte o zaman Meriç yatağı suları taşımaz ve sular ova yataklarına yayılır. Bazen o kadar çok olur ki bu su seddeyi bile aştığı olur. Küplü ile köyümüz arasındaki yolu su basar ulaşım aksar. Yakın zamanlardan birinde oldu böyle bir durum ve Küplü’ye kadar gelen otobüslere insanları Solti kayıkla taşıdı. Ya da traktörlerle Küplü bağlığından gitmek zorunda kaldı köylülerimiz.
  • Biliyorsun bu yaz mart ayından beri bölgemiz yağmur almadı. Ta ki ocak ayının

ilk haftasına kadar. Şu sıralar mevsim gereği yağan, hem de bol, yağmurlardan sonra Ergene ve Meriç nehirlerinin suları birleşti. Tabii olarak Meriç’in yatağına sığmadı ve yıllardır olduğu gibi Ergene ve Meriç ovalarına taştı. Her yıl tekrarlanan doğal bir olay olduğu gibi. Biz bu duruma alışık olduğumuz için normal ve faydalı bir olay olarak bakarız buna. Doğal karşılanmayışının haber olmasının sebebi son yıllarda özellikle Meriç nehri üzerine Bulgaristan’ın kurmuş olduğu ve birbirine bağlantılı dört barajdır. Adamlar suları tutabildikleri kadar tutuyorlar ve artık bu fazla, bundan sonrası sıkıntı yaratır deyip fazla suyu saldıklarında özellikle Meriç nehri taşıyor ve bu taşkın sonucunda başta Karaağaç beldemiz ve Tunca nehri yatağına yakın ufak tefek yerleşim yerlerinde sıkıntılar meydana geliyor.

İkincisi yazın taşmaz. Yazın bu kadar yağış olmaz. Ve nehir yatakları da boş olduğundan su akar gider. Senin dediğin olay ancak ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde gerçekleşir.

Bizim Meriç’in ve Ergenenin kış mevsiminde taşmasından kârımız vardır. Sularında bulunan alüvyonların ovaya yayılarak gelecek yıl taze toprağın ürünlerde bereket olarak büyük faydası olur.

Tabii arada erken yağışlarda veya geç yağışlarda taşarsa ekili ürünlere zarar verebilir. Ekim – Mayıs arası Ergene ve Meriç ovaları boştur, tarım yapılmaz. Zaten bu ovaların ikisi de sulu tarım alanıdır ve her iki ovaya da genel olarak çeltik ekilir. Kuru mahsul dediğimiz ayçiçeği, mısır vb ürünler ekilse de yine mayıs ve ekim aylarında ekilip toplanırlar. Samet sordu bu defa sorusunu:

  • Oldu mu peki böyle olaylar. Hatırlıyor musun zamansız taşkın olayları?

Hatırlamaz olur muyum? Ergene boyunda bir tarlamız vardı. Ayçiçeği ekiliydi ve erken yağan yağmurlarla Ergene taştı. Biz ayçiçeklerimizi elle kırkma denen aletle kesip kayığa toplamıştık babamla. Bu olay 1970’li yıllarda yani benim sizin yaşlarınızda olduğum yıllardı. 1998 yılında mayıs ayında Meriç taştı, yeni yeni ekilmişti çeltikler henüz. Haberleşme bu kadar yaygın değildi. Çok haberim olmazdı. Fakat doksanlı yılların sonu veya iki binlerin başıydı ekili çeltikleri su aldığını hatırlıyorum. 2005’te yaz mevsiminde ağustos ayıydı taşkın oldu ve çeltik tarlaları zarar gördü en son olarak.

  • Ergene nehri eskiden sizin çocukluk döneminizde nasıldı. Neler yaşadınız, Ergene

nehri ile ilgili anıların var mı? sorusu Tamer’den geldi. Sırayla akıllarına geleni soruyorlardı, iyi de oluyordu.

  • Ergene nehrine dair çok fazla anımız, öykümüz vardır. Kendimizi bildik bileli

onun suyunda yüzdük, çeltik suladık, hayvanlarımızı kenarlarında otlattık, ağaçlar altında hayvanlarımız ve biz öğlen uykusuna yatardık. En güzel eğlencemiz de senede bir defa yaşanan koyun kırkım mevsiminde koyunların sırtlarındaki yünler temizlensin diye sürüyü üç dört defa karşıdan karşıya geçirmek olurdu. O sıra orada olan çobanların tümü, sürü sahipleri   toplanır el birliği ile sürüyü karşıdan karşıya sürerdik. Bir şenlik, bir curcuna olurdu sorma gitsin. Biz çocuklar da eğlence olsun diye sürünün içinde, arkasında bir o yakaya bir bu yakaya yüzer dururduk. Nasılsa büyükler yanımızda; boğulma riski yok, üstelik bir işe de yaramış oluyorduk sürünün yönlendirilmesinde.  Bu işlerde en usta çobanlardan biri de büyük amcanız Nebi amcaydı. Ömrüne bereket. O zaman köyde onlarca koyun sürüsü vardı. Günlerce imece usulü koyun kırkılırdı, bazıları evde, bazıları kırlarda ağaçlar altlarında kırkılırdı koyunların. Her türlü şenlikti kısacası. Hiçbir şey yapamayan kırkılacak koyunun yakalanmasında işe yarardı gene yarardı. Çocuklar ellerinde telefon bakıp durmazlardı o üç, dört inç ekrana. Dünyaya bakarlardı, sonsuz ufuklara. Hayalleri ile yaşarlardı.

Hep geçmiş zamanda kaldı yaşadıklarımız. “dim, din, di, dik, diniz, diler.” İle anlatabiliyorum. Siz “-mış” diye anlatın inşallah bir birinize veya sizden sonrakilere. Daha güzel, daha temiz bir ergene kenarında, eski zamanlarda bizim piknik yaptığımız gibi piknik sofralarında ve yeşil gölgeli ağaçlar altında“–mış” lı anlatmanız dileğiyle, umuduyla.

  • Peki Ergene ne oldu da bu kadar kirlendi? Sorusu soru sırası kendisinde olan

Samet’ten geldi.

Çünkü biz tarım toplumundan sanayi toplumuna geçtik. Ne var ki bunu Ergene’yi kirleterek yaptık. Avrupa kendine zarar veren ne kadar sanayii varsa topraklarından çıkartıp sanayi heveslisi, gelişmekte olan bizim gibi ülkelere postaladı. Özellikler tekstil işi. Kumaş, deri temizleme, boyama işleri bizde kaldı. Nasılsa toprakları yetersiz olduğu için ekonomik gücü olmayan, yeterli eğitim seviyesi olmayan geri hizmetleriyle üretimde ucuz iş gücü mevcuttu köylerimizde. Köylülerimiz yetersiz dediği toprağını terk edip sanayi bölgelerinde iş bulup hayatında ilk defa duyduğu asgari ücretle yaşamaya başladı. Hala da aynı maaşla devam ediyor işine. Uzayıp kısalmak yok. Bir ev bir araba. Onu 1994’te Tansu hanım vaat etmişti. Geçerli. Yeter o mutluluk, az iş mi.

Almanya onca işçiyi kendi ülkesine götürüp çalıştırıp bakmak yerine fabrikayı bize getirdi burada üretti, buradan dünyaya sattı. Bizi iş güç, kirlilik sahibi yaptı; kendisini de para sahibi.

İstanbul artık yeter bu kokuya dayanamıyoruz deyip Zeytinburnundaki deri fabrikalarını Çorlu’ya aktardı. İstanbul temizlenirken sahipsiz Trakya toprakları ve suları kirlendi.

Ergene’yi Tekirdağ, Çerkezköy, Çorlu sanayi bölgelerinin kanalizasyonu olarak görüp kullandık, kullanıyoruz son kırk yıldır. Hatta öncesi Alpullu Şeker Fabrikasının her yıl ekim ayında sularını Ergeneye akıtmasıyla kirlenen suda yaşanan toplu balık ölümleri ile karşılaşıyorduk. Hem de ne balıklar: sazan, yayın, yılan balığı, kansa, tirsi, altın balığı…

Balıklar değildi ölenler tabii sadece. Kurbağa, midye, istiridye,  kerevit…

Ergene kenarları ağaçlıktı. Kış boyunca göçmen kuşlar ağaçlarda yaşar suyundan beslenirdi.

Yaza doğru ağaçlar balıkçıl yuvaları ile dolardı. Yuvalarda kuş yavrularının çığlıkları kaplardı ortalığı baharla birlikte.

Nisan sıcaklarında sekiz on kiloluk sazan balıkları yumurtlamak için nazlı nazlı süzülürdü sığ sularda.  Kim eline ne geçirirse gider elle toplardı, köyce balığa doyardık. Yumurtalardan çıkan yavrular irileşip Ergene’de yüzmeye başladıklarında olta ile, ağ ile yakalanır sofrada yemek olurdu.

Ergene almayı da sever. Nice canlar onda yüzmek, serinlemek için girip çıkamayıp can vermiştir. Kayıklar alabora olup avcıların son avı olmuştur.

  • Peki bu durumun değişmesi için kimse bir şey yapmadı mı? Sorusu Tamer’den

geldi.

Yapılmaz olur mu? Gösteriler, yürüyüşler, imza kampanyaları, makaleler, kitaplar yazıldı. Değişen bir şey henüz olmadı. Belki raflarda bekleyen projeler var. Ancak uygulanması için biraz daha zaman gerekli. Köylünün elinde kalan büyük patronların eline geçmesi gereken biraz daha toprak var. Zenginler isteyince olacaktır o da. Devletin bakanı bu işle ilgili mücadele verdi başaramadı bir zamanlar.

  • Başka bir umut yok mu peki gerçekten?

-Çözüm her zaman vardır. Fakat uygulamaya hazır insanlar, bilinç gerekli. Yıllar önce televizyonda bir belgesel izledim. Japonya’da bir nehirle ilgili. Temiz demek hakaret olur.  Yer altından çıktıktan sonra sanki daha da temizleniyor. Turnagözü gibi. Çeltik suluyorlar. Balık tutuyorlar. Çeltikçiler harman bittikten sonra suyun kaynağına çıkıp adaklarını bırakıp şükrediyorlar, tarlalarını sulayıp onlara bol ürün verdiği için nehre. Bu mantıkla hareket edilince nehir tabii ki temiz kalıyor. Hiç kimse nehrin sahipsiz olduğunu düşünemiyor. Onu istediği gibi kirletemiyor. Ah Türkiye’m, ah yurdumun insanı. Biri kirletirim diyor, biri de bana ne diyor, olan vatandaşıma, ülkeme oluyor. Geleceğimiz kirleniyor. Bu bir aymazlık mı? Yoksa Cenab-ı Allah’ın bir cezası mı. İnsanın aklını alıp nereye gittiğini bilmeyişi bir ceza değil midir yoksa. Sarhoş sarhoşluğunu bilmez ayılınca başına gelenleri anlar, Ergene köylüsü nasıl bir sarhoşluk içindedir ki hala başına geleni fark etmez.

Enver amca sana teşekkür ederiz. Tatilimizin en güzel günlerinden biri oldu. Artık Ergene’nin yanından geçerken başka türlü bakacağız ona dedi Tamer. Samet da sadece gülümsedi. En az ağabeyi kadar o da mutluydu.

 

 

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir